• Birinci aşama: “Deneyim süreci”

Bizler hayatımızı, beş duyumuzla yapmış olduğumuz algılamalara uygun düşünceler üreterek yaşıyoruz.

Geçen Yüzyıl’ın bilimi de, bizim algılamalarımıza uygun bir evren yapısını tarif ediyor.

Somut dünyanın “atom” adı verilen yapı taşlarından oluştuğunu belirtiyor.

Bu nedenle dünya hayatını, çeşitli parçacıkların (atomların) biraraya gelerek meydana getirdiklerine inanıyoruz.

Nelerin doğru, nelerin yanlış; nelerin iyi, nelerin kötü olduğunu anlamaya çalışıyoruz.

Suç işleme ve ceza görme korkusu ile yaşıyoruz.

Bu düşünce doğru, ama eksik!

Hayata, parçacıklar (yani, olaylar, kişiler ve yaşanılanlar) alanından bakarak yaşamak, dünya hayatının “deneyim” bölümünü oluşturur.

  • İkinci aşama: “Tecrübe süreci”

Farklı anlarda ve farklı yerlerde yaşanılan olaylar arasındaki bağlantıları ve ilişkileri farkedebilme becerisi, bizi ikinci aşamaya yönlendirir.

Bu süreç; yaşama, bilgi toplama ve bu yaşanılanları duygu alanına indirip, kişiselleştirme şeklinde gelişir.

Anlama, öğrenme ve farkına varma ile de bizim tecrübe kazanmamızın yolunu açar.

Bu ikinci aşamada, birbirinden bağımsız olayları anlamlı ve tutarlı bir düzene koyma yeteneği kazanılır.

Olayları artık birbirlerinden ayrı ve bağımsız olarak değerlendirme durumundan, onların hep birlikte hangi amaca hizmet ettiklerini anlama aşamasına geçilir.

Bu düzeyde yaşadıklarımızı, “olumlu ya da olumsuz” olarak değerlendirmekten vazgeçeriz. Onları, deneyim sürecinin vazgeçilmez iki öğesi oldukları bilgisiyle ele alırız.

Tecrübe “yaşadığımız olumsuzlukları hayatın neresinde ve nasıl kullanabileceğimizi bilmek” demektir.

Böylelikle, onların hayatımızda hangi bilgileri ya da enerjileri ortaya çıkartmamıza yardım ettiklerini farkeder ve de onlara “bize yardımcı olan hizmetliler” olarak bakabilme anlayışını kazanırız.

  • Üçüncü aşama: “Olgunluk düzeyi”

Bu düzeyde hayata, birbirlerinden ayrı parçacıkların (olayların) oluşturdukları bir düzen açısından bakmayız.

Dağınık, birbirlerinden bağımsız, tek tek ve aralarında bir ilişki bulunmuyormuş gibi gözüken fiziksel dünya düzeyinin, aslında temel bir çekim alanı tarafından düzenlendiğini ve yönetildiğini anlarız.

Holistik Düşünce, dış dünyada (hayatımızda) görünür ve yaşanılır olan olayların, doğmadan önce hazırlanan bir “Hayat Kontratı”nın ilkelerine uygun olarak geliştiğini açıklar.

Bu “Kontrat” bir dalga hareketi oluşturur. Bu da, bir çekim alanı yaratarak, dünya düzeyinde yaşanılan olayların bu dalganın ritmine (salınımına) uygun olarak hayatımıza girmelerini temin eder.

Olgunluk, bizi (bizim tercihlerimize uygun olarak) yöneten “kaynak dalganın” (Hayat Kontratı’nın) farkında olmaktır.

Bu dalgaya uygun olarak ürettiğimiz “deneyim ihtiyacı enerjisi”nin hayatımızda farklı parçacıkların (olayların ve kişilerin) ortaya çıkmalarını sağlayarak, onları yaşamamızı temin ettiğini bilmektir.

Hayat sistematiğinin ne şekilde çalıştığını ve gerçek hayat amacımızın ne olduğunu anlamaktır.

Başımıza gelen (iyi ya da kötü) her şeyle dost olmak, onlara saygı duymak, değer vermek ve hayatımıza niçin dahil olduklarını anlamaya çalışmaktır.

Ağlama ile gülmeyi “bir tutmak”tır.

Her olumsuzluğa, her kayba ve her acıya kızmak ya da üzülmek yerine, yeni bir gelişmeye ve dönüşüme yol açan bir fırsat olarak bakmaktır.

Hayat Kontratı’nın oluşturduğu dalga salınımı

Her hareketin, bir yeri ve bir anlamı vardır.

Her bağımsız (gibi görünen) hareket (olay), aslında bir amacın (hayat amacının) gerçekleşmesine yardım eder.

Ama bunlar hayatımıza düzgün bir sıra ile değil de, karışık olarak girdikleri için kafamız karışır. Ormanda (hayatın içinde) yolumuzu kaybederiz.

Holistik Düşünce, “holistik insan”a doğru ilerlemenin yollarını açar ve bize bir yol haritası ile bir pusula verir.

Böylece karışık bir ormanın (hayatın ve olayların) içinde yolumuzu bulmamıza katkı yapar.

Bu anlatılanlar, Mevlâna’nın hayat anlayışına ne kadar da çok benziyor değil mi?

Mevlâna, bilgelik yolunu şu şekilde tanımlandırmış: “Hamdım, piştim, yandım!”

  • Deneyim süreci (“hamdım”): Hayata, parçacıklar (olaylar) açısından bakmak.
  • Tecrübe süreci (“piştim”): Hayata, parçacıkların (olayların) oluşturdukları bir düzen   olarak bakmak.
  • Olgunluk düzeyi (“yandım”): Hayata, dalganın (Hayat Kontratı’nın) parçacıkları (deneyimin öğeleri) nasıl oluşturduğu açısından bakmak.

Bir Cevap Yazın