Bir macera filmini izlerken neler hissederiz?

Heyecanla bir sonraki sahnenin gelmesini bekleriz.

Olayların nasıl sonuçlanacağını merak ederiz.

Kendimizi oyuncularla eşleştirerek; seviniriz, üzülürüz, kızarız, güleriz, gözlerimiz dolar…

Hayatımız da tıpkı buna benzer.

Karşımıza çıkan olayların içinde yaşarken, çeşitli duygulara kapılırız, bir çok düşünce üretiriz ve inançlar geliştiririz.

Film seyretmekle hayatımızı yaşamak birbirlerine çok benzerler.

Ancak arada dört önemli fark vardır:

1- Film, çekilip-bitmiştir. Başını ve sonunu yaşarız ve film hakkında tamamlanmış bir fikrimiz olur.

Bizim hayatımız ise, devam etmektedir. Başını unutmuşuzdur, sonunu ise hayal edemeyiz.

Bu nedenle, hayatımız hakkında tutarlı bir fikrimiz yoktur.

2- Filmi, olayların dışından izleriz.

Hayatı ise, içinde yaşarız.

Bu, şuna benzer:

Film izlerken, sanki dünyaya yukarıdan ve tepeden bakar gibiyizdir. Her şeyin farkında olduğumuz bir konumda bulunuruz.

Böylelikle resmin bütününü görebiliriz. Olayın geçmişini (insanların nereden geldiklerini), şimdisini (nereye gittiklerini) ve geleceğini (yolun nerede biteceğini) biliriz.

Yani, olayın bütününü tek bir an olarak yaşayabilme imkânımız vardır.

İstiklâl Caddesi’nde bir yeni yıl kutlaması (tepeden)

Hayatı yaşarken, ona yukarıdan ve tarafsız bir gözle bakmamız çok zordur. Bu nedenle olayların içinde çeşitli duygulara kapılarak sürüklenir-dururuz.

Geçmişi unuturuz, geleceği bilemeyiz, şimdi ise insanların arasında kaybolmuş gibiyizdir.

3- Filmin, bir kurgu olduğunu, belirli bir senaryosu bulunduğunu, bir yönetmeni ve oyuncuları olduğunu biliriz.

Hayatımız da aynen böyledir. Onun da bir senaryo yazarı, bir senaryosu, bir yönetmeni ve çeşitli karakterleri temsil eden oyuncuları bulunur.

Senaryoyu yazan, oyunu yöneten (ya da filmi çeken) ve başrolde oynayan biziz.

Hayatımızın boyunca karşımıza çıkan bütün olaylar ve karakterler (kişiler) ise yardımcı oyunculardır.

Herkes kendi hayat filmini yazar, yönetir, hem de başrolünü oynar.

Diğerleriyle iletişime geçtikleri sahnelerde de, onların senaryolarının en iyi şekilde gerçekleşebilmesi için yardımcı aktör durumuna geçerler.

Ama bizler, bütün bunların farkında değilizdir.

4- Filmde olaylar, belirli bir sırayla ve sonuca doğru giden bir düzen içinde gelişirler.

Hayatımızda ise olaylar, bir filmdeki gibi düzgün bir sırayla karşımıza çıkmazlar.

Onlarla karışık ve dağınık bir şekilde karşılaşırız.

Tıpkı manavın tezgâhına karpuzları istif etme sürecinde olduğu gibi.

İşte bütün mesele de buradadır.

Bu nedenden dolayı, olaylar arasındaki ilişkileri, onları birbirleriyle nasıl eşleştirebileceğimizi ve hayatımıza hangi amaçlarla girmiş olduklarını anlayamayız.

Kafamız karışır, hayatı çelişkilerle dolu ve bir anlamdan yoksun buluruz.

Sıkıntılar yaşar ve mutsuz oluruz.

Holistik Düşünce bize, olaylara farklı bir açıdan bakarak, onları düzenli, anlaşılır ve anlamlı bir görüntüye ve sürece dönüştürme ustalığını kazandırır.

Geçmişi, şimdiyi ve geleceği “tek bir an” olarak farketmenin yollarını gösterir.

Yaşadığımız bütün süreçlerin, belirli bir düzen içinde gerçekleştiklerini ve anlamlı ritimlere sahip olduklarını anlatır.

Hayatımızın, doğmadan önce hazırlamış olduğumuz Hayat Kontratı’na uygun olarak geliştiği bilgisinden hareket eder.

Hayatımızın senaryosunu yazanın, yönetenin ve başrolünde oynayanın “biz” olduğumuzu anlamamızı sağlar.

Bir Cevap Yazın