Nazım Hikmet, dostu ressam Abidin Dino’ya bir gün şu ilginç soruyu sormuş:

“Mutluluğun resmini çizebilir misin Abidin?”

Ya siz, mutluluğun resmini çizebilir misiniz?

Ya da acaba mutluluğun ne olduğunu tarif edebilir misiniz?

Hüznün ya da sevincin nasıl bir görüntüye sahip olduklarını hayal edebiliyor musunuz?

Belki bunların dışa yansıyan özelliklerinden söz edebiliriz:

İçimizde bir ısınma duygusu, kalbimizin daha hızlı atması, gözlerimizin içinin gülmesi, diğer insanlara sevgi ile bakmaya başlamak… Ya da içimizin daralması, acı hissi, midemizin kasılması…

Bütün bunları sadece hissederiz, ama “göremeyiz”.

Biliyor musunuz artık duyguları bir resim olarak görmek mümkün hâle geldi.

Hatta mutluluğun da bir resmi var. Onu da çizmek mümkün.

Bilimsel araştırmalar, duyguların kendilerini kuantum alanın (duygular âleminin) diliyle ortaya koyduklarını gösteriyorlar.

Duygular âleminin de bir görüntüsü, bir dili ve bir işleyiş biçimi olduğu artık biliniyor.

Ancak bu alana dünya gözü ile bakıldığında, karşımıza anlamsız ve karmaşık bir dalga deseni çıkıyor.

Ve biz bunun ne olduğunu anlayamıyoruz. Çünkü bu dili bilmiyoruz.

Duygu alanının:

Dili: Holografi (dalgalar).

Görüntüsü: Hologram (dalga desenleri).

İşleyiş biçimi: Holistik (örülü ve bütünsel).

Mutluluk da, diğer bütün duygular gibi bir kuantum alan görüntüsüne sahip.

İşte size mutluluğun resmi:

Aynı yerde belki hüznün, acının ve sevincin resimleri de var.

Kim bilir?

Biz bu görüntüyü şifre çözücüsünü kullanmadan göremiyoruz.

İyi olan şu ki, öyle bir şifre çözücü (dekoder) var.

Ve biz onu kullanarak, duygular alanının neleri anlattığını anlayabilme imkânına sahibiz.

Bu şifre çözücünün adı: Beynimiz.

Duygular alanının dünya diline tercüme edilmesi işlemini beynimiz otomatik olarak yapıyor.

Biz bu sayede duygularımızı dış dünyaya aktarmayı ve onları davranışlar hâline dönüştürmeyi başarabiliyoruz.

Bakın bu süreç nasıl işliyor?

Bizler dünya üzerinde yaşadığımız olaylardan elde ettiğimiz sonuçları, içimizdeki belirli duygularla eşleştiririz.

Sonra da bu duygulara uygun düşünceler geliştirir, kararlar alır ve davranışlar üretiriz.

Seviniriz, üzülürüz, mutsuzluk ya da mutluluk hissederiz.

Mutluluk:

Çocuğunuzun size sarılması…

Eşinizle başbaşa yemek yemek…

Okuldan mezun olmak…

İstediğiniz kişiyle evlenmek olabilir.

Evrenin kayıtlarındaki mutluluk duygusu, onbinlerce farklı frekansı içinde barındıran bir “ana hologram” gibidir.

Sizin o konudaki duygusal deneyim ihtiyacınız neyse (çocuğunuzdan sevgi görmek, evlenmek, mezun olmak, maçta sevinmek, konserde eğlenmek …), “mutluluk hologramı”na o titreşim düzeyinde bir enerji yansıtırsınız.

Yani, olasılıklar arasından bir tane görüntüyü sabitler ve onu dünya düzeyine transfer edersiniz.

Ve o enerji, dünyasal bir şekil alarak (kişiler ve olaylar olarak) hayatınıza girer ve somut olarak onu yaşamaya başlarsınız.

Diyelim ki sizin, aile sevgisini yaşamaya ve tecrübe etmeye ihtiyacınız var. Zamanı geldiğinde, hayatınız o doğrultuda bir hareketlilik kazanır. Evlenirsiniz, çocuğunuz olur, bir gün ve çok kez çocuğunuz size sarılır.

O anda siz, mutluluk frekansının “bir çocuk sahibi olmak ve onun tarafından sevilmek” boyutunun ne olduğunu bizzat yaşamış olursunuz.

Artık bu duygu ve onun enerjisi sizin için tecrübe edilmiş ve hayatınızın bir parçası hâline gelmiştir.

Böylece, hayat amacınızın ve olgunluk resminizin bir parçası daha yerine yerleşmiş olur.

Mutluluk, herkesin duygusal deneyim ihtiyacına göre farklı bir olayın ya da kişinin giysisine bürünür.

Onun bizimle “hangi giysiyi giyerek” karşılaşacağını da çoğunlukla farkında olmadan ürettiğimiz “deneyim ihtiyacı enerjisi” ile biz belirleriz.

“Mutluluk hologramı”nda olabilecek bütün mutluluk biçimlerinin görüntüleri “dalga desenleri” olarak mevcuttur.

Onunla nasıl iletişime geçerseniz, mutluluk da size o şekilde yansır ve “görünür”!

Herkes kendi mutluluk resmini, kendi deneyim ihtiyacına uygun olarak oluşturur.

Holistik Düşünce bize, duygusal deneyim ihtiyaçlarımızla oluşturduğumuz olaylar arasındaki ilişkileri anlatır.

Hayatımıza giren olayları ve kişileri, kuantum alandan nasıl ürettiğimizin farkındalığını kazandırır.