Su, insan hayatı için vazgeçilmez bir öğedir.

Vücudumuzun yaklaşık %70’i sudur.

Su ayrıca, hücrelerimizin yenilenmesinde de önemli katkılar yapar.

Su içmeden ve susuz kalarak 1 haftadan fazla yaşayamayacağımız bilimsel olarak kanıtlanmıştır.

Yani, su olmadan sağlıklı olarak hayatta kalabilmemiz mümkün değildir.

Huzur ve mutluluk da öyledir.

Hayatımızda mutlu ve huzurlu anlarımız olmasa, çok kısa sürede hem fiziksel, hem de duygusal olarak bir çöküntüye uğrarız.

Yani, onlar da tıpkı su gibi önemli ve vazgeçilmez olan şeylerdir.

Bütün bu gerçekleri bilmemize rağmen, hiç “benim hayat amacım, su içmek” diyebilir misiniz?

Böyle bir söylem bize saçma gelir.

“Fiziksel bir doyum, hayatımızın tek amacı olamaz” diye düşünürüz.

Duygusal alanımıza geçtiğimizde ise, “mutluluk ve huzur benim hayat amacımdır” diyebileceğimizi düşünürüz.

Yani, hayat amacımızın duygusal (manevî) alana göre tarif edilmesi ve belirlenmesi gerektiğinin farkındayızdır.

Ancak bunu, nasıl gerçekleştirebileceğimizi tam olarak kestiremeyiz.

Çünkü o alandaki bilgilerimiz, fiziksel düzlemdeki kadar net, berrak veya görünür ve anlaşılır değildir.

Çok geniş bir renk spektrumundan bizim doğal hâlimizle algılayabildiklerimiz, çok dar bir ara kesittir.

Bilim, bu sınırların çok daha ötesinin var olduğunu göstererek, bizim düşüncelerimize ve inançlarımıza yepyeni kapılar açtı.

Artık evrende bizim algı alanımızı aşan farklı gerçeklik biçimlerinin olduğunun farkındayız.

O hâlde hayata bakışımızın sınırlarını da geliştirmek zorundayız.

Holistik Düşünce, algı alanımızın sınırlarını genişleterek, gerçek “hayat amacı”nın ne şekilde tanımlandırılması gerektiği konusunda bizi aydınlatır.

Hayatın sadece huzurlu ve mutlu anların toplamından oluşabileceğine inanmak, dünyaya neden doğmuş olduğumuz konusundaki eksik bilgilerimizden kaynaklanır.

Dünya hayatının doğumla başlayan ve ölümle sona eren bir süreçten ibaret olduğunu düşünmek, şu benzer:

Hayatı yalnızca algılarımıza yansıdığı şekliyle ele alırsak, doğumla başladığını ve ölümle sona erdiğini sanırız.

O zaman da büyük bir çaba ile maddesel şeyleri biriktirmeye yöneliriz.

Duygusal anlamda da, yine fiziksel bedenin ihtiyaçlarını, yani rahatı, kolayı, huzuru ve mutluluğu gerçek hedefler zannederiz.

Huzur ve mutluluk, hayatımızın tıpkı su gibi çok önemli, gerekli ve vazgeçilmez öğelerdir.

Ancak bunlar, insanların gerçek “hayat amaçları” değildirler, olamazlar da.

Mutluluk ve huzur arzularını, tıpkı susayınca su içmek, acıkınca yemek yemek ve yorulunca uyumak gibi gerekli yerlerde kullanmalıyız.

Çünkü bizim dünyada var olmamızın amacı, mutlu ve huzurlu olarak ölmek değil, gelişmek, olgunlaşmak ve “kâmil insan” hâline doğru ilerlemektir.

Bir cevap yazın