No comments yet

BU KİTABI 45 DAKİKADA OKUYUN !

devam edecek…

51- Bir hologramın oluşması için gereken temel şartlar şunlardır:

1-Işınını kesintisiz olarak gönderen bir ışın kaynağının varolması.

2-Bunun ikiye bölünmesi (düalite).

3-Bu iki ışından birisinin direkt (“referans dalgalar”), diğerinin ise endirekt (“objenin dalgaları”) bir yolla hologram plakasına ulaşması.

50- Holografi, fotoğrafçılığı aşan bir kaydetme tekniğidir. Çünkü: Hologramın çevresinde dolanarak veya bakış açımızı değiştirerek, cismi sanki çevresinde dçnüyormuşuz gibi, çeşitli açılardan görebiliriz. Hologramda resmin her yanı, uzaklık farkı olmaksızın nettir. Hologram plakası nekadar koparılırsa ve kırılsa bile, her parça, bütünün bilgisini içinde taşır ve gerektiğinde, bütünün tam görüntüsünü tek başına verir.

49- Daha sonra ise, hologram plakası, aynı kayıt açısından gelen ışın (lazer) ile tekrar aydınlatıldığında, yani aynı ışın şartları ve açıları sağlandığı takdirde, obje (cisim), üç boyutlu olarak gözlerimizin önünde canlanır.

48- Işın kırıcıdan “yansıyan ışın” ise, diğer merceğe gelir. Buradan önce aynaya, sonra da objeye (cisme) yollanır. Objeden yansıyan ışın da hologram plakasına ulaşır. Ayrı yollardan geçerek gelen ışınlar, hologram plakası üzerinde bir girişim ve kesişim modeli oluştururlar. Görüntülenecek olan objenin bilgilerini içeren kayıt, böylece tamamlanmış olur.

47- Lazer kaynağından çıkan ışın, vizörden geçtikten sonra, ışın kırıcı tarafından ikiye bölünür. Buradan “geçen ışın” karşısındaki aynaya ulaşır. Oradan yansıtılarak merceğe gönderilir ve objeye (cisme) hiç değmeden hologram plakasına ulaşması sağlanır.

46- Hologramın fotoğraftan en büyük farkı, hologram plakasına cismin görüntüsünün değil, o görüntünün elde edilebilmesi için gerekli olan bilgilerin kayıt edilmiş olmasıdır. Hologram kayıtlarında, lazer ışını kullanılır.

45- Fotoğrafın üç temel özelliği vardır:

  1. Fotoğrafta önde olanlar net, arkada yer alanlar ise bulanık görünürler.
  2. Fotoğrafa hangi açıdan bakarsak-bakalım, görüntü hep aynı kalır.
  3. Çekilen görüntünün her bir parçası, fotoğraf kartının belirli bir bölümünde yer alır.

44- Fotoğraf, insan gözünün görme prensibinden hareket edilerek oluşturulmuş olan, iki boyutlu bir görüntü kaydetme tekniğidir. Mercekten içeriye giren görüntünün, makinenin içinde bulunan ve özel kimyasal bir sıvı ile kaplanmış olan filmin üzerine ters olarak yansıtılması ile oluşturulur.

43- Şüphesiz ki, teknoloji geliştikçe hologramların kullanım alanları ve sağladıkları yararlar da artacak. İnsanlara daha iyi, daha güzel ve daha gelişmiş bir hayat sağlama çabaları içindeki yeri de sağlamlaşacak.

42- Önceleri yalnızca labaratuvarlarda kullanılan bir teknik olan holografinin kullanımı, günümüzde giderek daha çok yaygınlaşmakta ve gelişen teknolojiye paralel olarak, hayatın içine girmektedir.

41- Hologramların kaydedildikleri plakalardan her birisinin üzerine, birbirlerinden farklı cisimlerin görüntülerini kaydetmek mümkündür.

40- Bazı özel kimyasal maddelerle kaplanmış olan plakaların üzerine, görüntüsü kaydedilmek istenilen cismin şekli değil de, o şekli oluşturan frekansların modeli yansıtılır.

39- Holografi, lazer tekniği kullanılarak gerçekleştirilen bir üç boyutlu kaydetme yöntemidir. Kelime anlamı “tam mesaj” ya da “bütünün kaydı” olan holografi, bildiğimiz fotoğraf çekme tekniğinden oldukça farklıdır.

38- “Gördüklerin gerçek değil, düşündüklerin gerçek değil, algıladıpğın zaman ve mekân gerçek değil.” “Bunların hepsi bir suret ve ancak sana “göre” böyle. Senin organize olduğun üç boyutlu dünya planına “göre” ve sadece o dar ara kesitte geçerli.”

37- Yeni bir evren ve yeni bir insan anlayışına geçerek, insanlığa vadedilen “cennete” nasıl ulaşabileceğinin ipuçlarını ve yollarını gösteren bu bilimsel gerçekleri, açık bir yürek ve berrak bir beğeniyle ele alamazsak, anlamlarının ve önemlerinin tam olarak farkına varmamız zorlaşır.

36- Yeni bir anlayışa geçebilmenin ilk yolu, eski olanları aşmaktan geçiyor. Ancak ondan sonra yeni ve holistik bir “düşünce modeli”ne yönelebiliriz. Nitekim, çağdaş bilimsel veriler, bize yepyeni bazı gerçekleri gösteriyorlar.

35- Bildiklerimiz, duyduklarımız ve gördüklerimiz, bizim sandığımız ve inandığımız gibi bir biçim taşımıyorlar. Tamamen bir yanılgı ve hayal âleminde yaşıyor, işin fenası, bu durumu doğru ve gerçek zannediyoruz.

34- Beyin, algılama alanına giren herşeyi, “frekanslara” indirgeyerek algılar ve o şekilde kayda geçirir. Evrendeki böylesine farklı görüntülerin, yaklaşık 12 temel modelden birisine dönüştürülerek beyne alınmaları, hafızaya kaydedilme ve sonra da hatırlama işlemlerini çok kolaylaştırır.

33- Bir dünya resmine baktığımızda, beynimizde onun görüntüsünün aynısının oluştuğunu zannederiz. Oysa beynimiz, algıladığı herşeyi, frekanslara dönüştürerek ve holografik bir şekilde kaydeder.

32- “Gözlerini açıp da, etrafınıza baktığınızda neler görüyorsunuz? Hepsi sabit olarak yerlerinde duran bir takım eşyalar ve hareket hâlindeki bazı cisimler ya da görüntüler değil mi?”

31- Eğilimlerine ve yaptıklarına bakacak olursak, insanların aile gibi en küçük birimli ilişkiden başlayıp, “herkesin haklarının korunduğu, birlikte yaşam” idealine yönelen toplumsal ve büyük ölçekli yaklaşımlara kadar, özlemlerinin hep “bir” ve “beraber” olmak olduğunu görüyoruz.

30- İnsanların en temel beklentileri “bir olmak”tır. Yaşadıkları o ayrı, terkedilmiş, tek başlarına, yalnız ve yalıtılmış dünyasal gerçeklik durumu, onların psikolojik ya da ruhsal yapıları tarafından, “dayanılmaz bir ayrılık acısı” olarak değerlendirilmektedir.

29- İnsanlar, bu sorunlarını aşabilmek için çeşitli düşünce modelleri geliştirmişler ve birçok toplumsal yapılar kurmuşlar, birçok da ütopyalar (hayalî toplum modelleri) geliştirmişlerdir.

28- Beraberliği, birliği ve bütünlüğü tavsiye eden ve bunları “doğru” olarak gösteren her türlü yaklaşım, hayat koşulları ile ters düşmekte ve bu nedenle de insanların bunu anlayıp-kavramaları, hele de hayatlarını buna göre düzenlemeleri çok zor olmaktadır.

27- Felsefelerin, ideolojilerin, ütopyaların, ahlak anlayışlarının ve dinlerin önerip-öğütledikleri gerçekler ile dünya insanının içinde yaşadığı maddi şartlar birbirleriyle uyuşmamaktadır.

26- Bir yandan, tek başına oluşun ve varolan bütün birimlerin birbirlerinden ayrı olduklarının (her an yeniden yaşanan) algılanması, diğer yandan da “vazedilen” bütün sistemlerin “birliği” ve “beraberliği” öğütlemeleri ve bizi buna neredeyse mecbur tutmaları… İyi de, burada bir tutarsızlık var. Ve işte tam bu noktada, insanoğlunun en temel çelişkisi de ortaya çıkıyor.

25- Eğer insanlar neye “göre” ve nereye “doğru” yaşayıp yöneleceklerini bilmezlerse, şaşırıp-kalırlar ve işlemesi gereken “senaryo” da “başarısız” olur.

24- Çünkü dünyanın ve insanlığın varoluş programının işleyebilmesi için böyle davranılması gerekmektedir. İnsanlara, aktarılan bilgilerle, ne yapmaları ve nasıl hareket etmeleri gerektiği öğretilmektedir.

23- İnsanlar yetersizlikleri nedeni ile tek başlarına yaşayamadıkları için, gruplar, topluluklar ve giderek toplumlar oluşturmaya başlamışlardır. Zaten ürettikleri düşünceler, gözlemledikleri zorunluluklar ve “yukarıdan gelen mesajlar” da, onları hep bir arada, birlikte ve toplumlar halinde yaşamaya yöneltmiştir.

22- Böylesi bir çıkmaz sokak içinde sıkışan ve ağır baskılar ile çeşitli çözümsüzlüklerin altında ezilen insan ne yapmalıdır? İşin ilginci, tüm bu çaresizliklere ve olumsuzluklara rağmen, yaşamaya ve dünyasal varoluş sürecine tabi olmaya “mecburdur”.

21- İnsanlar kendi bilinçli istek ve iradelerinin, hatta akıllarının bir “katkısı” olmadan, yani içinde bulundukları an itibariyle “tesadüfen” doğarlar. Sonuçta da yine kendilerinin “rızası” olmadan ve de önceden “bilinemeyen” bir zamanda ölür ve bu dünyadan çekilirler.

20- Eğer siz uçmaya hazırsanız, uçağınız da kalkmaya hazır. Sizi, o hep özlemiş olduğunuz yere ya da “hayalinizde ne yaşatıryorsanız” oraya, yani cennete götürecek olan yolculuk başlıyor.

19- Şimdi koltuklarınıza iyice yerleşin, düşünce vitesinizi boşa alın ve kemerlerinizi bağlayın. Sizi önce üzecek, sonra hayal kırıklığına uğratacak, ardından şaşkınlıktan-şaşkınlığa sürükleyecek, ama en sonunda yine “salimen” yere indirecek olan bir uçak yolculuğuna çıkmaya hazır olun.

18- Yeni bir anlayışa geçebilmek için, bütün eski olanların yıkılması ve yeniden atılan temellerin üzerine yeni bir düşünce biçiminin oturtulması gerekiyor

17- Anlattığım konular biraz soyut, yeni, teknik ve yoğun olma özelliklerini taşıyorlar. Bu nedenle, beyinlerimizde daha önceden kaydedilmiş olan bilgilerle çağırışım yapabilmelerini sağlamak için, aynı şeyleri farklı biçimlerde ve farklı yerlerde anlatmak ihtiyacını hissettim.

16- Tek başınaymış gibi düşünüp-davranmak yerine, aynı bedenin farklı hücreleriymiş gibi yaşamak; yani insanı, dünyayı ve evreni bütünsel bir perspektif altında değerlendirebilmek, herşeyin çözümü olacak.

15- İşte ben de bu kitabımda, evrensel yasalara uygun bir biçimde yaşamanın yolunu (inançların, söylemlerin ya da efsanelerin ötesinde), bilimsel olarak ve holistik bir bakış açısıyla ortaya koymak istiyorum.

14- İnsanın algı alanının üç boyutla kısıtlı olması, onun elini-kolunu bağlıyor. Ve bu gerçeği; yani evrendeki bütün birimlerin birbirleriyle ilişki, iletişim ve etkileşim içinde bulunduklarını, görünmeyen enerji bağlarıyla herşeyin birbirine bağlı olduğunu, önemli olanın “ortak ürün” olduğunu, insnalığın tek mutluluk kaynağının “bir olmak” olduğunu, bunun bir “zorunluluk” ve bir “kader” olduğunu anlamasını engelliyor.

13- Evrendeki bütünsellik olgusunu kavramanın birçok yolu ve şekli olabilir; vardır da. Ama bizim size bu gerçeği bilimsel veriler ışığında ve Holografi Kuramı’nı kullanarak anlatma biçimimiz, hem daha kolay anlaşılan bir özellik taşıyor, hem de herkesin kolaylıkla reddedemeyeceği öğelere dayanıyor.

12- Herşeyin herkes için, her zaman ve her yerde geçerli bir hale gelmesinin, dünya planının bir zorunluluğu olduğunu ve bunun, “herkese eşit bir şans verilmesi” anlamına geldiğini biliyoruz.

11- Bu “holistik sıçramanın” sağlanabilmesi için, bu “bilginin” her zaman, her yerde, her koşulda ve herkes için geçerli olacak bir biçimde, yani bilimsel bir dille anlatılıp-açıklanması gerekmektedir.

10- İnsanlık, önemli bir atılım yapmak durumunda. Kendisine verilen o tarihi görevi yerine getirerek, bu zorunlu sıçramayı gerçekleştirmeye mecbur Sıçranması gereken düzeyi: “Evrende varolan bütünsellik olgusunun (bilgisinin) kavranılması”dır şeklinde özetlemek mümkün.

9- 21. Yüzyıl’da yeni olan, insanlığın genel düzeyi çok yükselmiş olduğu için, bu bilgilerin dünya insanlarına daha açık ve net olarak aktarılması ve “sırların” bilimsel yolla açıklanıyor olmasıdır.

8- “Hepimiz aynı bütünün parçalarıyız” gibi sonuçlara yol açan bu “holistik düşünce biçimi” yeni değildir. İnsanlık varolduğundan beri, çeşitli biçimlerde onlara anlatılmış olan bilgilerle aynı düzeyde yer almaktadır.

7- Karl Pribram, insan beyninin “holografik” esaslara göre işlediğini açıklamış ve bunun delillerini ortaya koymuştur. David Bohm da, evrenin “holografik” bir biçimde organize olduğunu savunmuştur.

6- Fizikçi David Bohm ile nörolog Karl Pribram’ın bu konuya eğilmeleri sonucunda, bu teknolojik buluş, bir takım bilimsel ve felsefi yorumlara dayanarak olmuştur.

5- Holografi, lazer tekniği kullanılarak yapılan bir görüntü kaydetme işlemidir ve dünyada çeşitli kullanım alanları bulmuştur.

4- Eğer hepimiz bu sahnede birer oyuncuysak, bizi seyredenler kimler? Bu oyun neden ya da niçin sahnelendi ve bunu başlatan, hem de sahneleyen kimler? Bu oyun neden ya da niçin sahnelendi ve bunu başlatan, hem de sahneleyen kimler?

3- Gerçek, her birimizde bir bütün olarak varolduğu için, bu devasa bilgi okyanusundan hepimiz kendimize uygun olanları görür ve çıkartırız. Aslında en yakın bilgi kaynağı elimizin altında. Onunla tanışmak için çevremize ve kendi içimize bakmamız yeterli.

2- Uzayın oluşumundan yaklaşık 15 milyar yıl sonra, kendi zaman hesabıyla da 2. Binyıl’da, insanoğlu çevresini ve kendisini sistemli bir şekilde araştırmaya başladı. Ve dünyadaki çeşitliliğin basit bir şekilde açıklanabileceğini gördü.

1- “Başlangıçta hiçbir şey yoktu. Ne zaman, ne mekan, ne yıldızlar, ne gezegenler, ne meteorlar, ne taşlar, ne bitkiler, ne hayvanlar ve ne de insanoğlu herşey bir hiçlikten oluştu.”

Post a comment

You must be logged in to post a comment.