No comments yet

BU KİTABI 45 DAKİKADA OKUYUN !

devam edecek…

27- Felsefelerin, ideolojilerin, ütopyaların, ahlak anlayışlarının ve dinlerin önerip-öğütledikleri gerçekler ile dünya insanının içinde yaşadığı maddi şartlar birbirleriyle uyuşmamaktadır.

26- Bir yandan, tek başına oluşun ve varolan bütün birimlerin birbirlerinden ayrı olduklarının (her an yeniden yaşanan) algılanması, diğer yandan da “vazedilen” bütün sistemlerin “birliği” ve “beraberliği” öğütlemeleri ve bizi buna neredeyse mecbur tutmaları… İyi de, burada bir tutarsızlık var. Ve işte tam bu noktada, insanoğlunun en temel çelişkisi de ortaya çıkıyor.

25- Eğer insanlar neye “göre” ve nereye “doğru” yaşayıp yöneleceklerini bilmezlerse, şaşırıp-kalırlar ve işlemesi gereken “senaryo” da “başarısız” olur.

24- Çünkü dünyanın ve insanlığın varoluş programının işleyebilmesi için böyle davranılması gerekmektedir. İnsanlara, aktarılan bilgilerle, ne yapmaları ve nasıl hareket etmeleri gerektiği öğretilmektedir.

23- İnsanlar yetersizlikleri nedeni ile tek başlarına yaşayamadıkları için, gruplar, topluluklar ve giderek toplumlar oluşturmaya başlamışlardır. Zaten ürettikleri düşünceler, gözlemledikleri zorunluluklar ve “yukarıdan gelen mesajlar” da, onları hep bir arada, birlikte ve toplumlar halinde yaşamaya yöneltmiştir.

22- Böylesi bir çıkmaz sokak içinde sıkışan ve ağır baskılar ile çeşitli çözümsüzlüklerin altında ezilen insan ne yapmalıdır? İşin ilginci, tüm bu çaresizliklere ve olumsuzluklara rağmen, yaşamaya ve dünyasal varoluş sürecine tabi olmaya “mecburdur”.

21- İnsanlar kendi bilinçli istek ve iradelerinin, hatta akıllarının bir “katkısı” olmadan, yani içinde bulundukları an itibariyle “tesadüfen” doğarlar. Sonuçta da yine kendilerinin “rızası” olmadan ve de önceden “bilinemeyen” bir zamanda ölür ve bu dünyadan çekilirler.

20- Eğer siz uçmaya hazırsanız, uçağınız da kalkmaya hazır. Sizi, o hep özlemiş olduğunuz yere ya da “hayalinizde ne yaşatıryorsanız” oraya, yani cennete götürecek olan yolculuk başlıyor.

19- Şimdi koltuklarınıza iyice yerleşin, düşünce vitesinizi boşa alın ve kemerlerinizi bağlayın. Sizi önce üzecek, sonra hayal kırıklığına uğratacak, ardından şaşkınlıktan-şaşkınlığa sürükleyecek, ama en sonunda yine “salimen” yere indirecek olan bir uçak yolculuğuna çıkmaya hazır olun.

18- Yeni bir anlayışa geçebilmek için, bütün eski olanların yıkılması ve yeniden atılan temellerin üzerine yeni bir düşünce biçiminin oturtulması gerekiyor

17- Anlattığım konular biraz soyut, yeni, teknik ve yoğun olma özelliklerini taşıyorlar. Bu nedenle, beyinlerimizde daha önceden kaydedilmiş olan bilgilerle çağırışım yapabilmelerini sağlamak için, aynı şeyleri farklı biçimlerde ve farklı yerlerde anlatmak ihtiyacını hissettim.

16- Tek başınaymış gibi düşünüp-davranmak yerine, aynı bedenin farklı hücreleriymiş gibi yaşamak; yani insanı, dünyayı ve evreni bütünsel bir perspektif altında değerlendirebilmek, herşeyin çözümü olacak.

15- İşte ben de bu kitabımda, evrensel yasalara uygun bir biçimde yaşamanın yolunu (inançların, söylemlerin ya da efsanelerin ötesinde), bilimsel olarak ve holistik bir bakış açısıyla ortaya koymak istiyorum.

14- İnsanın algı alanının üç boyutla kısıtlı olması, onun elini-kolunu bağlıyor. Ve bu gerçeği; yani evrendeki bütün birimlerin birbirleriyle ilişki, iletişim ve etkileşim içinde bulunduklarını, görünmeyen enerji bağlarıyla herşeyin birbirine bağlı olduğunu, önemli olanın “ortak ürün” olduğunu, insnalığın tek mutluluk kaynağının “bir olmak” olduğunu, bunun bir “zorunluluk” ve bir “kader” olduğunu anlamasını engelliyor.

13- Evrendeki bütünsellik olgusunu kavramanın birçok yolu ve şekli olabilir; vardır da. Ama bizim size bu gerçeği bilimsel veriler ışığında ve Holografi Kuramı’nı kullanarak anlatma biçimimiz, hem daha kolay anlaşılan bir özellik taşıyor, hem de herkesin kolaylıkla reddedemeyeceği öğelere dayanıyor.

12- Herşeyin herkes için, her zaman ve her yerde geçerli bir hale gelmesinin, dünya planının bir zorunluluğu olduğunu ve bunun, “herkese eşit bir şans verilmesi” anlamına geldiğini biliyoruz.

11- Bu “holistik sıçramanın” sağlanabilmesi için, bu “bilginin” her zaman, her yerde, her koşulda ve herkes için geçerli olacak bir biçimde, yani bilimsel bir dille anlatılıp-açıklanması gerekmektedir.

10- İnsanlık, önemli bir atılım yapmak durumunda. Kendisine verilen o tarihi görevi yerine getirerek, bu zorunlu sıçramayı gerçekleştirmeye mecbur Sıçranması gereken düzeyi: “Evrende varolan bütünsellik olgusunun (bilgisinin) kavranılması”dır şeklinde özetlemek mümkün.

9- 21. Yüzyıl’da yeni olan, insanlığın genel düzeyi çok yükselmiş olduğu için, bu bilgilerin dünya insanlarına daha açık ve net olarak aktarılması ve “sırların” bilimsel yolla açıklanıyor olmasıdır.

8- “Hepimiz aynı bütünün parçalarıyız” gibi sonuçlara yol açan bu “holistik düşünce biçimi” yeni değildir. İnsanlık varolduğundan beri, çeşitli biçimlerde onlara anlatılmış olan bilgilerle aynı düzeyde yer almaktadır.

7- Karl Pribram, insan beyninin “holografik” esaslara göre işlediğini açıklamış ve bunun delillerini ortaya koymuştur. David Bohm da, evrenin “holografik” bir biçimde organize olduğunu savunmuştur.

6- Fizikçi David Bohm ile nörolog Karl Pribram’ın bu konuya eğilmeleri sonucunda, bu teknolojik buluş, bir takım bilimsel ve felsefi yorumlara dayanarak olmuştur.

5- Holografi, lazer tekniği kullanılarak yapılan bir görüntü kaydetme işlemidir ve dünyada çeşitli kullanım alanları bulmuştur.

4- Eğer hepimiz bu sahnede birer oyuncuysak, bizi seyredenler kimler? Bu oyun neden ya da niçin sahnelendi ve bunu başlatan, hem de sahneleyen kimler? Bu oyun neden ya da niçin sahnelendi ve bunu başlatan, hem de sahneleyen kimler?

3- Gerçek, her birimizde bir bütün olarak varolduğu için, bu devasa bilgi okyanusundan hepimiz kendimize uygun olanları görür ve çıkartırız. Aslında en yakın bilgi kaynağı elimizin altında. Onunla tanışmak için çevremize ve kendi içimize bakmamız yeterli.

2- Uzayın oluşumundan yaklaşık 15 milyar yıl sonra, kendi zaman hesabıyla da 2. Binyıl’da, insanoğlu çevresini ve kendisini sistemli bir şekilde araştırmaya başladı. Ve dünyadaki çeşitliliğin basit bir şekilde açıklanabileceğini gördü.

1- “Başlangıçta hiçbir şey yoktu. Ne zaman, ne mekan, ne yıldızlar, ne gezegenler, ne meteorlar, ne taşlar, ne bitkiler, ne hayvanlar ve ne de insanoğlu herşey bir hiçlikten oluştu.”

Post a comment

You must be logged in to post a comment.