Holistik “tam kayıt” ya da “eksiksiz mesaj” anlamına gelen bütünselliğin anlattığı bir kavramdır. İnsana ve evrene daha farklı ve bütünsel bir açıdan bakmayı kazandırır. Bizlere. evrende var olan bütün yaratımlar arasında bir ilişki ve bir etkileşim olduğunu dile getirir.

Peki ne faydası vardır? Düz mantıkla ve akıl yoluyla kavrayamadığımız evren yasalarını bu bütünsel bakış açısıyla anlamak ve kavramak mümkün hale gelir. Yani daha aydınlamış ve daha farkında bir hayat anlayışı kazanırız.

Her şeyin temelinde enerjetik bir özün bulunduğunu ve bu özünde, bütün evreni enerji bağlarıyla birbirine bağladığını ve hepimizin de aynı bütünün parçaları yani “kardeş” olduğumuz anlamına gelir.Sadece insanlar değil, bütün canlılar ve cansızlar, ağaç, toprak , taş, su vb…gibi hepimiz tek bir öze bağlı kardeşleriz. İnsanların aydınlamalarının temelinde yatan öğe, bireysel seçimlerin bütünsel sonuçlar yarattığını ve bunun nasıl gerçekleştiğini anlamalarıdır.

Bizler şahsi kararlarımızın ve şahsi eylemlerimizin, diğer herkesi ve her şeyi,aynı zamanda bütünü de ilgilendirdiğini ve değiştirme gücüne sahip olduğumuzu anladığımız an’ da HOLİSTİK SIÇRAMA yaparız. Bu düşünceden çıkan dört temel unsur şunlardır,

1- Hepimiz aynı bütünün parçalarıyız. 2- Bütün bilgiler her anda ve her yerdedir. 3- Evren canlanabilmek için, algılanmak zorundadır. 4- Yaratılmışlar,evrenin bütün bilgisine sahiptir.

Bu durumda, bütün yaratılmış olanların aralarında enerjisel bağlar olduğunu anlıyoruz, aslında bu bilgiler yeni bilgiler değildir, fakat bizler fiziksel algılarımızın bize gösterdiklerine uygun olarak gelişen Newton fiziğinin doğruladığı evrensel düzen içinde, bütün birimler, cisimler birbirlerinden ayrı ve tek başına var oluyorlar, evrenin birbirinden ayrı ve kendi içlerinde izole edilmiş birimlerden oluştuğu ve bunların makine düzeniyle çalıştıkları düşünülüyordu. İçinde yaşadığımız üç boyutlu dünya, Aristo mantığına göre, YA,YA DA anlayışına uygun kurulmuştur. Bu düşünce biçimi artık bizlere eksik geliyor , ne insanı, ne de evreni açıklamakta yeterli olmamaktadır. Aynı anda iki yerde birden olamayız gibi, oysa bütünselliğin bilimi olan HOLİSTİK TASARIM tam da, bu noktada devreye girer.Mikro farkındalıklarımız olan dünyasal telaşlarımız, yaşamımızla hissedemediğimiz somut algılarımıza çarpmayan daha yüksek ince-latif titreşimlere sahip makro veya süper makro farkındalığımızla aradaki köprüyü HOLİSTİK TASARIM kurar.

Bu köprüleri kuramadığımız sürece hayatımızda bir çok şey bizlere garip, anlaşılamaz ve tuhaf gelir.Neden, niçin, hep bizimi buluyor?.mutsuzum, hastayım vb… gibi düşünceler içinde boğuluyoruz. Hayat , evren ve diğer olaylar bizler de “SIR” olarak kalmaya devam ederler. Holistik mantık ise HEM, HEM’DE düşüncesini temel alır.

Mesela şu anda elimizi sallasak hiçbir şeye değmez fakat ortama bir TV veya bir radyo alıcısı koysak görüntü ve ses’e çevirir. Demek ki biz görmesek de çevremizi saran sayısız frekans vardır.

HOLİSTİK DÜŞÜNCE

– Evrende var olan bütün yaratılmışların arasında ki ilişkiyi, iletişimi ve etkileşimi konu alan düşüncedir. – Ve bütün yaratılmışların aynı bütünlüğün içinde yer aldıklarını açıklar , aralarında enerjetik bağlar bulunduğunu gösterir. – Dolayısıyla da bu bütünlüğün içinde yer alan her türlü yaratımın, önemli , değerli ve değişim yaratma gücüne sahip olduğunu ortaya koyan bir düşünce tekniğidir.

Yani, insanın , yaratanın halifesi olduğunu anlatan bir modeldir ve bu bütünselliğin en temel özelliği içten içe örülü olmasıdır.