Altı tane kör adamı bir filin yanına getirirler. Her birisini filin farklı bir yerine götürürler ve onlardan, elleriyle fili tutmalarını isterler.

Sonra da, tuttukları bu şeyin “neye benzediğini” tarif etmelerini söylerler.

Körlerden bir tanesi, filin kuyruğunu tutmuştur ve şöyle söyler: “Fil bir halata benziyor.”

holistik-akademi-korlerin-fil-tarifi-2-kuyruk

Bir diğeri, filin hortumunu tutmuştur ve şöyle söyler:

“Fil, iri bir yılana benziyor.”

holistik-akademi-korlerin-fil-tarifi-3-hortum

Üçüncüsü, filin dişlerini tutmuştur ve şunları söyler:

“Fil, bir mızrağa benziyor.”

Dördüncü kör, filin gövdesini tutmuştur, o da şunu söyler:

“Fil, bir duvara benziyor.”

Beşinci kör, filin kulağını tutmuştur ve şöyle söyler:

“Fil, büyük bir yelpazeye benziyor.”

Altıncı kör ise, filin bacağını tutmuştur ve şunları söyler:

“Fil, bir ağaca benziyor.”

Hepsi, filin farklı bir özelliğini dile getirmişler.

Zihinlerinde filin bütünsel bir resmi olmadığı için, elleriyle deneyimledikleri şeyin “ne olduğu” konusunda hiçbir fikirleri bulunmuyormuş.

Elde ettikleri verileri, yaşamış olduklarından oluşan hatıralarına (hafıza kayıtlarına) göre değerlendirip, tarif etmek zorunda kalmışlar.

Bu nedenle de, yapmış oldukları bu tecrübeler (filin farklı parçalarını tutmak) ve bunlara bağlı olarak yaptıkları değerlendirmeler hem bir anlam taşımamışlar, hem de birleştirdiklerinde filin doğru bir tarifini veremedikleri için de hatalı olmuşlar.

İşte biz de, evreni ve hayatımızı bu şekilde, körlerin fili tarifleri gibi, eksik, hatalı ve gerçek şeklinden ziyade, kendi algıladığımız şeylere benzeterek anlamaya ve tarif etmeye çalışıyoruz.

Bu nedenle de eksik kalıyoruz ve yanılıyoruz.

Eğer zihnimizde filin bir resmi ve bir şablonu olursa, o zaman deneyimlerimizle (yaşadıklarımızla) elde ettiğimiz verileri, beynimizdeki doğru verilerle eşleştirebiliriz.

holistik-akademi-korlerin-fil-tarifi-8-fil-sablon-

Sonra da onları fil şablonundaki doğru yerlere yerleştirerek, resmi tamamlarız.

Yani, birbirinden bağımsız, ayrı ve anlaşılmaz olan verileri doğru yerlere yerleştiririz.

Tek ve birbirlerinden ayrı olan deneyimler, bütünün içindeki yerlerini alırlar ve böylece bir anlam kazanırlar.

Holistik Düşünce de tıpkı buna benzer.

Hayatımız boyunca karşımıza çıkan bütün olayların vazgeçilmez olduklarını ve her olayın yaşantımızda bir yeri, önemi ve anlamı bulunduğunu anlatır.

Olması gerekenlerin, olması gerektiği zamanda ve olması gerektiği şekilde olacağını belirtir.

Bütün bu olanların birbirleriyle bağlantılı olduklarını ve hayatın, bu tek tek parçaların birleşerek oluşturdukları bir enerji salınımı olduklarını açıklar.